ÇEŞME’DE   TURİZMİN   GELİŞİMİ

 

Mehmet   Culum

 

 

            Kristal berraklığındaki türkuaz denizlerinde yüzerken, bembeyaz, ince kumlu plajlarında güneşlenirken, leziz kumrularıyla karınlarımızı doyururken, canlı diskolarında dans eder stres atarken, kaplıcalarında şifa bulurken, bitmez tükenmez rüzgârlarında yelken basarken, çarşılarında alışveriş ederken, sahillerinde çipura balıklarını ve deniz börülcelerini buz gibi rakılara meze yaparken, ıssız kuytularında sevgililerle koklaşırken Çeşme’nin (belki Ilıca demek daha doğru olur!) Türkiye’nin ilk sayfiye beldesi olduğu akıllara gelir mi acaba?

            Osmanlı İmparatorluğu’nun Viyana kapılarına dayandığı XVI. yüzyılda, Çeşme de büyük bir ihracat limanı olarak görkemli günler yaşıyor Cenevizlilerin kontrolündeki Sakız Adası’yla birlikte İstanbul’a ödediği vergi İzmir’in ödediğinin çok üzerinde oluyordu. Fakat bu durum 1566’da Piyale Paşa kumandasındaki Osmanlı donanmasının Sakız Adası’nı fethetmesi ve Cenevizlileri bölgeden uzaklaştırmasıyla sona erdi. Ticari yaşamı giderek gerilemesine karşın, Çeşme yüzyıllar boyunca bir liman, su ikmal merkezi ve Osmanlı Donanması’nın bakım ve kışlama üssü olma özelliğini yitirmedi. İzmir limanına giriş ve çıkışlarda yelkenli gemiler ters yönlerden esen rüzgârlardan olumsuz etkilendiklerinden, kervanlar ticari malları Çeşme’ye taşımayı sürdürdüler. Mallarının sevkıyatı sırasında işlerinin başında bulunmak isteyen çalışkan İzmirli Levanten tüccarlar sıklıkla kervanlarıyla Çeşme’ye geldiler ve güzelliklerinden etkilendikleri Ilıca’yı zamanla bir sayfiye beldesi olarak düşünmeye başladılar.

            XIX. yüzyılın ortalarında buharlı gemilerin keşfi ve giderek denizlerde yelkenli gemilerin yerini alması mal sevkıyatını İzmir’e kaydırdı ve Çeşme’ye büyük bir ekonomik darbe vurdu ama beldede turizm etkinliklerinin başlamasına da neden oldu. Böylece İzmir ticaret merkezi ve liman özellikleri kazanırken, Çeşme de sayfiye beldesi olarak gelişti.

            Ilıca’nın içindeki birkaç bakımsız banyodan sonra ilk modern ve sayfiye amaçlı yerleşim XIX. yüzyılın ikinci yarısında İzmirli Levantenlerin nispeten rüzgârsız buldukları Yıldızburnu Mevkii’ne yazlık evler yaptırmalarıyla başladı. Daha sonra beldenin gelişeceğini gören yerli halk da eski banyolarını yıktırıp dönemin büyük otellerini inşa ettirdiler. Her yaz Ilıca’ya gelen ve doktorların bir türlü tedavi edemediği ensesindeki kan çıbanını kurutmak amacıyla Şifne’nin olağanüstü sağlıklı çamurundan yararlanan Mısırlı Tosun Paşa’nın ailesiyle birlikte otelleri doldurması da bu döneme rastlar. İlk gelişinde Paşa’nın yanlışlıkla Paşalimanı plajına ayak basması limanın bu isimle anılmasının nedenidir.

            Cumhuriyet’in ilk yıllarına gelindiğinde artık Ilıca’da üç büyük otel vardır. Rasim Palas Oteli’ni Rasim Lenger Bey yıllar önce inşa ettirmiş; İstanbul Oteli 16.Eylül.1922’de canını zor kurtararak kaçıp Amerika’ya yerleşen bir Rum aileden devlete savaş ganimeti olarak intikal etmiş, sonra Voloslu Hayri Bey tarafından satın alınıp işletmeye açılmış ve Karabina Oteli ise o dönemde İzmir-Çeşme makadam (şose) yolunun müteahhitliğini yapan Ali Karabina tarafından yanındaki taş banyo binasına eklenmişti. Bu oteller daha sonraları sınıf farklılığına gittiler; Rasim Palas Oteli 1.sınıf, seçmesiz yemekli, İstanbul Oteli 2.sınıf, seçmeli yemekli ve Karabina Oteli ise 3.sınıf, yemeksiz olarak müşterilerine hizmet vermeye başladılar.

            Ulu önder Atatürk, İstiklal Mahkemesi’nde görülen İzmir suikastı duruşmalarını yakından izleyebilmek amacıyla 30.Haziran.1926 Çarşamba günü öğleden sonra Ilıca’ya geldi. Ilıca o dönemin en ünlü sayfiye merkezlerinden biriydi ve Gazi’yi konuk edebilecek olanaklara sahipti. Atatürk, ikametine ayrılan Madam Kraemer’in evinde 8 gece kaldıktan sonra 8 Temmuz Perşembe öğleni İzmir’e döndü. Yöre halkı Gazi’yi en üst düzeyde ağırlayabilmek için elinden gelen çabayı gösterdi. Yollara halılar serilip methiyeler ezberlendi, beldenin en lüksü olan Rasim Palas Oteli’nde her gece danslı eğlenceler düzenlendi.

            II. Dünya Savaşı’ndan sonra Ilıca’nın otellerinde Levanten konukların yanında İzmir’in ticari yaşamından giderek daha çok pay alan Musevi vatandaşlar da görülmeye başladı. Bu dönemde aynı zamanda kaplıca ve içmeler turizmi öne çıktı; İzmir, Manisa ve Aydın’ın kırsal kesimlerinden insanlar mevsim sonu indirimlerinden de yararlanarak beldeye akın ettiler. Doğal olarak, henüz mayo kullanımı yaygınlaşmadığı için denize iç donu veya uzun giysilerle girme olağan karşılanıyordu

Yeri gelmişken Sakız Adası’ndan gelen Yunanlı turistleri unutmamak gerekir. Her iki ülkenin de NATO’ya girmesiyle gelişen dostluk ilişkileri turizme de yansımış, Çeşme -Sakız arası düzenli feribot seferleri konulmuş, adadan gelişler kolaylaştırılmıştı. Daha çok sağlık turizminden yararlanan Sakızlıların da tercihi sezon sonları olur, hep birlikte gelip aynı günlerde dönerlerdi. Ne yazık ki, 1963’te Kıbrıs Sorunu çıkınca Yunanlıların Çeşme’yi ziyaretleri bıçak gibi kesildi.

Çeşme’de turizmin gelişmesine önemli bir katkı da Plaj Evleri Kooperatifi’nin 450 villasının tamamlanarak 1956 yazında yerleşime açılmasıyla oldu. Belki oteller başlangıçta bazı konuklarını yitirdiler ama onların yerini DP iktidarında palazlanan Kemeraltı esnafı ve özel sektör çalışanlarının alması uzun sürmedi. 27 Mayıs askeri darbesi bile o yıllarda Çeşme’ye olan yönelmenin hızını kesememiş, asfaltlanan Çeşme yollarında son model Amerikan arabalarını görmek olağanlaşmıştı.

Ilıca’nın plaj ve kaplıcalarından yararlananlara hizmet eden otellerden sonra kayda değer ilk turistik tesisler 60’lı yılların ortalarında Boyalık koyunda kuruldu. Motes ve Turtes adıyla anılan bu moteller, bungalovlar şeklinde yan yana dizilmiş odalara ve deniz kıyısında birer geniş restorana sahiptiler. Ancak ne yazık ki bu kuruluşlardan ilki sonradan Et ve Balık Kurumu’na, ikincisi ise İş Bankası’na satıldı ve ilçenin turizm etkinliklerinden koptu.

Bu dönemde Çeşme’nin yerli halkı da ev pansiyonculuğuna özendirildi. Bu amaçla ilçede turizm hocaları gözetiminde gönüllü, sertifikalı ev pansiyonculuğu kursları düzenlendi ve halka turizmin nimetleri anlatıldı. Ancak ne yazık ki, şimdiki marinanın karşısında, 1965 yılında açılan ilk ev pansiyonu olan Çamlı Pansiyon daha sonra talihsiz bir yangınla yok oldu.

            1968 yılında Ilıca plajı üzerinde Turban Oteli’nin (o zamanki adı Çeşme Oteli’dir) açılması beldeye olağanüstü canlılık getirdi ve Çeşme kitlesel dış turizmle tanıştı. Artık plajlarda iç donlu kimse kalmamış, üstsüz güneşlenen turistlerin yarattığı hafif erotik görüntüler gazetelerin baş sayfalarını süslemeye başlamıştı. Halk iyi mi, kötü mü olduğuna karar veremediği bir kültürel şokun içine düşmüştü.

            İlçe turizminin gurur kaynağı 70’li yıllarda açılan Altınyunus Tatil Köyü oldu. Döneminin ilk ve en büyüğü olan bu tesis hizmete girdiğinde ilçe turistik yatak kapasitesini bir anda ikiye katlamış, disko, kumarhane, yüzme havuzu, turistik çarşı, marina gibi yeni turistik kavramların Çeşme’de duyulmasına öncülük etmişti. Ayrıca açıldığı yurt dışı kitle turizmiyle ilçe merkezinin şimdiki canlı ticari yaşamının temellerinin atılmasını da sağlamıştı.

Sonraki yıllarda ülkede yaşanan siyasi çalkantılar Çeşme turizmini de olumsuz etkiledi, yatırımlarda ve ilçeye gelen turist sayılarında düşüşler görüldü. Ancak 1982’den sonra düzelen siyasi ve ekonomik ortamdan yararlanan Çeşmeli ve konuk turizmciler atağa kalktılar, onlarca otel inşa ederek Ilıca’da başlayan turizmi Çeşme, Dalyanköy, Çiftlikköy gibi merkezlere de yaydılar.

Çeşme’nin turizm kervanına en son Alaçatı beldesi katıldı ama yarattığı canlılık ve turizm çeşitliliği yalnız Türkiye’de değil, bütün Avrupa’da ses getirdi.

Doğal olarak turizm denilince akla başlangıçta yalnız turistik tesisler gelir. Oysa en az onlar kadar, konuklara değerli hizmetler sunarak tatilleri bütünleyen turistik dükkânlar, ören yerlerine günlük turlar düzenleyen seyahat acenteleri ve Eşek Adası’na giden yatçılar da anımsanmalıdır. Bu tür turizm çeşitliliklerinin başlaması ancak 80’li yıllarda kitle turizminin gelişmesiyle oldu.

Şimdilerde ise Ildırı’dan Tursite’ye, Alaçatı’dan Dalyan Köy’e, Ilıca’dan Çiftlik Köy’e ve tabii ilçe merkezine dağılmış birbirinden güzel yıldızlı otellerinde, sayısız pansiyon ve restoranlarında, bol çeşitli dükkânlarında ve lüks yatlarında konuklarına en iyi dinlence ve eğlence olanaklarını sunmak için olağanüstü çaba harcanmaktadır.

            Çeşme, Türkiye’de turizmin öncüsü olmakla ne kadar övünse azdır.