ÇEŞMELİ    GÖZÜYLE    ALAÇATI

 

 

Mehmet  Culum

 

 

            Ellili yıllara yayılan, yoklukların kol gezdiği çocukluğumda, her tarafı dökülen,  yollarda giderken zangırdayan, burunlu otobüslerle Çeşme-İzmir arası yaklaşık dört saat kadar sürerdi. Bu zorlu ve uzun yolculuğun en çekilmez kısmını ise otobüslerin yolcu alıp indirmek için Alaçatı’ya uğramaları oluştururdu. Beldenin daracık, Arnavut kaldırımı yollarından otobüslerin binalara değecekmişçesine geçmesi, Sağlık Ocağı’nın köşesinde muavinin bağırıp çağırmasıyla manevra yapması yolcuların yüreklerini ağızlarına getirirdi. Ancak biz Çeşmelilerce asıl yadırganan, belde sakini erkeklerin yarım metreyi bulmayan dar kaldırımlara dizdikleri tek sıra sandalyelere, bir bacaklarını yola doğru uzatıp diğerini altlarına kıvırarak kuş gibi tünemeleri ve başlarında sarı poşuları, ellerinde tespihleri, ağızlarında sigaralarıyla geçen otobüs yolcularını -özellikle bayanları- sürekli izlemeleri olurdu.

            Gençlik yıllarımdan anımsadığım ise; Alaçatılı gençlerin yavaş yavaş Ilıca Plajı’nda boy göstermeye başlamaları ki, bu bazen delikanlılık kavgalarına neden olurdu ve bitmez tükenmez futbol çekişmeleridir. Doğal olarak Alaçatılılarla ilk tanışıklıklarım da bu döneme rastlar.

            Sonra yıllar süren, uzun bir boşluk girdi Alaçatı ve sakinleriyle arama. Sanırım bunda otobüs terminalinin belde dışına çıkartılmasının, ilk arabamı edinmemin ve beldeye uğrama zorunluluğunun ortadan kalkmasının etkisi de olmuştur.           

            Emekli olup, eşimle birlikte Alaçatı’ya yerleştiğimde ellili yaşlardaydım artık ve olgunlaşmış, önyargılarımdan kurtulmuştum. Yıllar sonra, Alaçatı’nın seyrine doyum olmayan taş evleriyle bezeli yollarında yürüyüp pedal basmanın, eski dostlarla uzun sohbetlere dalmanın yaşamımızı bu kadar renklendireceğini doğrusu hiç tahmin etmezdim. Hele, babaları ya da dedeleri Balkanların hemen hemen her yerinden bin bir zorlukla göçmüş, alçak gönüllü, çalışkan, hoşsohbet ve sıcakkanlı insanlarıyla bu denli arkadaş olabileceğimi ise rüyamda görsem hayırdır demezdim.

            Ama oldu… Şimdi ben de bir Alaçatılıyım.

            Zamanım bollaşınca, yazmaya da hevesli olduğumdan yaşadığım belde Alaçatı’nın yakın tarihine bir göz atayım istedim. Gerçi Alaçatılıların artık unutulmaya yüz tutan, acıklı göç hikâyelerini ve Rumlarla olan çekişmesiz yaşamlarını önceden epey dinlemiştim ama karşıma bu kadar ilginç olanlarının çıkacağını sanmıyordum. İnsan ister istemez, ‘meğer neler yaşanmış’ demekten kendini alamıyor ve gözlerini kapayıp tarihe şöyle bir gitme gereksinimi hissediyor.

            .Alaçatı, yöre halkınca -pek doğru olmasa da- eski bir Rum beldesi olarak bilinir ve Rumların tarihteki geliş gidişleri okyanus med cezirleri gibi abartıyla anlatılır. Her ailenin oturmakta olduğu taş eviyle ilgili bir Rum hikâyesi, Rumlardan kalma kırık dökük birkaç parça eşyası vardır. Biz Çeşmeliler için, bazen açıkça belirtmekten kaçınsak da Alaçatı’nın bu kültürel üstünlüğü biraz kıskançlık yaratır. Zaten son zamanlarda Alaçatı’yı ünlendiren ve moda haline getiren yalnızca taş evleri yahut restoranları değil, tarihte yaşanmış kültür zenginliğidir de.

            Alaçatı’da köklerini arayan ve bulunca korumaya çalışan birçok Yunanlı veya Yunan asıllı Amerikalıyla tanıştım. Hepsinin ortak özelliğinin, konuşurlarken ‘Alaçatı’ sözcüğü geçtiğinde dudaklarının titremesi ve gözlerinin dolması olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim Yöre insanı olarak bu duyguyu çok iyi anlıyor ve Rumların torunlarına kadar geçen Alaçatı sevgilerini hayranlıkla karşılıyorum.

Şimdilerde, Alaçatı’nın dar sokaklarında yürüyüp taş evlerini zevkle seyrederken, özgün bar ve restoranlarında derin sohbetlere dalarken, antikacılarında alışveriş ederken, bir anlığına tarihe gidip bu eşsiz mekânlarda bir zamanlar akıl almaz trajedilerin yaşanmış olduğunu anımsamak bana tarifi olanaksız bir ruh zenginliği verir. Beldemize gelen yerli ve yabancı konuklarımızın da bu duyguları içlerinde hissettiklerinden eminim. Keşke Çeşme de bu kadar gelişmeyip otantik atmosferini Alaçatı gibi koruyabilseydi.