ÇEŞME’NİN   SÖZLÜ   TARİHİ

 

 

Mehmet   Culum

 

 

 

            Çeşme’nin zengin bir tarihi olduğu Çeşmeliler tarafından bilinir ama ne yazık ki bu, pek yazılı belgelere dayanmaz. Bazı değerli araştırmacılar bulabildikleri eski belgelerle Çeşme’nin yazılı tarihini derlemeye çalışmışlardır ama varılan sonuç yeterli derecede bilgilendirici olmaktan uzaktır. Çeşmelerdeki kitabelerden, mezarlıklardaki taşlardan eski Osmanlı belgelerinden yapılan çevirilerden elde edilen bilgiler ise oldukça durağan olup kişilerin isimleri ve bazı inşa ve ölüm tarihlerinden öteye geçememektedir. Bu yazıda Çeşme’nin sözlü tarihi anlatılmaya çalışılacaktır. İleri sürülecek bilgiler belgelerden çok yaşlıların anlatımlarına ve bunların yazılı tarihe uyarlanmasına dayanacaktır. Bu metinde tarihi gerçeklere uymayan anlatımlara rastlanırsa, üstünlüğü tartışmasız olan bilimin dediği esas alınmalıdır.

            Tarihçiler, Çeşme’de insanoğlunun ilk izlerini Antik Yunan çağlarına kadar geri taşırlar. Bu savın başlıca dayanağı ilçenin 20 km. uzağındaki Ildırı köyü ören yerinde elde edilen bulgulardır. Eski adı Erythrai olan bu antik kent Ionia’nın on iki önemli yerleşiminden biriydi. Çeşitli dönemlerde yapılan kazılarda çıkarılan çanak çömlekler MÖ VII. Yüzyılı işaret etmektedir.

            Daha sonraları Çeşme doğudan gelen Perslerin egemenliğine girdi ve bu, Romalıların Perslere karşı Çeşme açıklarında kazandıkları bir deniz savaşına kadar sürdü. Böylece Roma İmparatorluğu topraklarına katılan ilçe bu dönemde Cyssus adını aldı.

            Uzun süren Doğu Roma İmparatorluğu –Bizans- döneminden sonra Çeşme XI. Yy. sonlarında kısa bir süre Emir Çaka Bey kumandasında Batı Anadolu’yu ele geçiren Yörük Türkmenlerin egemenliği altına girdi. Ancak 1071’de Malazgirt’te Türklere yenilerek askeri açıdan zayıflayan Bizanslıların yerini, zaten Sakız Adası’nda bulunan Cenevizliler aldı. Böylece Çeşme de, Cenevizlilerin Sakız Adası üzerinden Avrupa’yla yürüttükleri ticarete katılmış oldu.

            XII. ve XIII. Yy.larda Çeşme, İpek Yolu kollarından belki de en canlısının üzerinde yer alıyordu ve Küçük Asya’nın Batı’ya açılan önemli bir limanıydı. Türklerin, bu canlı ticaretten dolayı Çeşme’ye olan ilgisi artarak sürdü. Gerçi ticaret Cenevizlilerin elindeydi ama Aydınoğlu Umur Bey zamanında, XIV. Yy.da Türklere az da olsa belli bir pay ödenmeye başlanmıştı.

            Tatar İmparatoru Timurlenk’in XV. Yy. başlarında Anadolu’yu istilası, Çeşme’de egemenliğin kesin olarak Aydınoğullarına geçmesini sağladı; fakat bu, Cenevizlilerin Avrupa’yla olan ticaretini olumsuz etkiledi. Diğer yandan Fetret Devri’nde (1402–1413) Osmanlı İmparatorluğunun askeri açıdan zayıflamasını fırsat bilen Venedikliler bölgede ticaret üstünlüğünü ele geçirmek amacıyla Türklerin koruduğu, ezeli düşmanları Cenevizlilere karşı baskın ve yağmalama faaliyetlerine başladılar.

            Baskın ve yağmalamaların artması üzerine 1508 yılında padişah II. Beyazıt tarafından şimdiki kale yaptırıldı. Amaç Çeşme’yi Venediklilerin saldırılarından korumak, Cenevizlilerin Avrupa ile olan ticaretini sağlama almak ve dolayısıyla İstanbul’a vergi akışını düzenli duruma getirmekti. Daha sonra Venediklilere bir darbe de 1522 yılında Rodos Adası’nın fethiyle vuruldu.

            Ancak zamanla Sakız Adası’nın Cenevizlilerin egemenliğinde kalmasının askeri açıdan sakıncaları görüldü. Osmanlı donanması Akdeniz’e açıldığında arkasından emin olamıyordu. Karada Viyana önlerine dayanan Osmanlı’nın denizde, sırf ticaretten alınan vergiler uğruna Sakız Adası’ndaki Cenevizlilere katlanması olanaksızdı. Ada 1566 yılında Piyale Paşa komutasındaki donanma tarafından fethedildi. Ancak bu zafer ticari açıdan pek yararlı olmadı ve Cenevizlilerin adayı terk etmesi üzerine Avrupa ile olan ticaret ve dolayısıyla İstanbul’a ödenen vergiler ciddi oranda düştü. Bundan doğal olarak Çeşme de olumsuz etkilendi, artık küçülmeye başladığından nahiye statüsüne düşürüldü ve Sakız’a bağlanarak tarihinin en karanlık dönemine girdi.

            Bölgede ticaretten iyi para kazanan Cenevizliler askeri iddialarını bir yana bıraktılar ve yalnızca tüccarları aracılığıyla mal sevkıyatını sürdürmeye çalıştılar. O zamanlar küçük bir kasaba olan fakat doğal ve korunaklı bir limanı bulunan İzmir’e yerleştiler. Böylece XVII. Yy. başlarından itibaren İzmir gelişmeye ve nüfusu artmaya başladı. Çeşme’de mal ticaretinde çalışan gemiciler, kervancılar, hancılar, hamallar, vb. zamanla geçimlerini sağlayabilecekleri yer olan İzmir’e taşındılar. Bu gelişmelerden çevre ilçeler de olumsuz etkilendi ve Çeşme’ye mal sevkinde önemli kervan duraklarından olan Urla, Cumaovası, Selçuk (Ayasuluk) gibi yerleşim birimlerinin nüfusları azalmaya başladı.

            O yıllarda sıklıkla gelen salgın hastalıklar ve doğal afetler de Çeşmelileri kırdı geçirdi. Bir zamanların zengin, kalabalık ve canlı kazası, gemilerin, kalenin güneyindeki çeşmeden su ikmali yaptıkları küçük balıkçı yerleşimi durumuna geriledi ve bir nahiye olarak uzun yıllar Sakız Sancağı’na bağlı kaldı. Olumsuz koşullar XVIII. Yy. sonuna kadar sürdü. Bu arada Çeşme’nin sönmekte olan yıldızına 1770’te İngilizlerin yardımıyla Cebelitarık Boğazı’nı geçip gelen Rus donanmasına karşı yitirilen deniz savaşı yenilgisi de eklendi.

            Çeşme’nin durgunluk dönemi 1800 yılında Mısır’dan El Hac Ahmed ve oğulları Molla Mustafa, Abdülkadir, Dizdar ve Memiş kardeşlerin aileleri ve kızanlarıyla birlikte ilçeye yerleşmeleri üzerine sona erdi ve Çeşme yeniden canlanmaya başladı. Bu aile Mısır’a Yavuz Sultan Selim’in ordularıyla Konya’dan gitmiş ve oraya yerleşmiş olan Anadolu Türkmenlerindendi.

XVIII. Yy. sonlarında Napolyon Bonapart büyük bir donanmayla taşıdığı Fransız ordularıyla Mısır’ı işgal etti ve İskenderiye limanındaki ticari gemilerini yaktı. Bunun üzerine Osmanlı İmparatorluğu Mısır’a Serdarıekrem Yusuf Ziya paşa kumandasında bir ordu gönderdi ve yerli halkın da yardımıyla Fransızları bölgeden kovdu. Osmanlı ordusunun bir bölümü de Kavalalı Mehmet Ali paşa komutasındaki düzensiz savaşan Başıbozuklar Alayı idi. Savaş bittikten sonra bu alay yerli halka korku saldı ve özellikle zengin Türk kökenlileri tedirgin etti. Mısır’ın karışması sonucu İskenderiye kentinde ticaretle uğraşan ve İstanbul’a gemilerle mal taşıyan, dolayısıyla daha önceden Çeşme’yi bilen ve defalarca su ikmali yapmış olan El Hac Ahmed ve oğulları gemileri yakıldığından ve artık bölge güvensiz olduğundan Mısır’ı terk edip Çeşme’ye göçtüler. Çeşme kalesinin yakın çevresinde yerli halk yerleşmiş olduğundan, kasabanın güneyindeki kenar mahalleleri (Bıyıklı sokakların bulunduğu bölge) ve Ovacık köyü yönündeki kullanılmayan arazileri (şimdiki Tansaş ve Belediye garajının bulunduğu bölge) satın aldılar.

Mora Yarımadası’nda 1821 yılında Osmanlı’ya karşı başlayan bağımsızlık hareketi önce Sisam Adası’na oradan da Sakız Adası’na sıçradı. Sakızlı Rumların miting şeklinde başlayan gösterileri önce taşkınlığa ardından da isyana dönüştü. Dağlarda gizliden gizliye silahlanmış Rumlar kente gelerek göstericilerle birlikte Türk askerinin kontrolünde bulunan kaleye ani baskın yaptılar ve askerlerle birlikte kale çevresindeki sivil halkı da katlettiler. Uzun yıllar kullanılmadan duran kale topları ateş almamış, eğitimsiz askerlerin silahları tutukluk yapmış, attığını vuramamıştı. Osmanlı beklemediği bu isyan karşısında gafil avlanmış gerekli savunmayı başlangıçta gösterememişti. Haber İstanbul’a ulaştıktan bir süre sonra donanma hazırlanmış, Nasuhzade Ali Paşa kumandasındaki orduyla birlikte Sakız Adası’na gelmiş ve isyanı Çeşmeli gemicilerin de yardımıyla kanlı bir şekilde bastırmıştır. İsyan bastırıldıktan sonra Sakız kalesiyle birlikte Çeşme kalesi de ele alınmış, surları güçlendirilmiş, silahları ve topları tamir ettirilmiştir. Onarımı, o dönemde Balkanlarda tekniğiyle haklı bir ün sahibi olan Selanikli Usta Halil (Boşnak kökenli olabilir) ve ekibi yapmış ve işleri bitince Selanik’e geri dönmeyip Çeşme’ye yerleşmişlerdir.

Eğribozlu Tosun Ağa ise Trieste’den Köstence’ye Güney Doğu Avrupa denizlerinde gemileriyle taşımacılık yapan büyük bir kaptandır. 1829 Edirne Antlaşmasıyla Eğriboz Adası Yunanistan’a bırakıldığından işleri bozulmuş, gemileri Moralı korsanların baskınlarına hedef olmuş, Yunan hükümetince ağır vergiler ödemek zorunda bırakılmıştı. Durum dayanılır gibi olmadığı için Tosun Ağa da artık doğup büyüdüğü topraklarda barınamazdı. 1832 yılı başlarında ailesi ve kızanlarıyla birlikte sürekli su ikmali yaptığı ve yerli halkını tanıdığı Çeşme’ye göçtü. Kalenin güney yönündeki deniz kıyısı sokaklara yerleşti.

Çeşme’ye art arda büyük ailelerin göçü ilçeyi yeniden canlandırmış, XIV. Yy. ortalarında, denizden 2 km. içeride Aydınoğlu Umur Bey zamanında kurulmaya başlanmış Çeşmeköyü sakinlerinin de zamanla köylerini terk edip kaza merkezine inmelerine neden olmuştur. Bu arada Çeşme XIX. Yy. ortalarında önce Sığla (Kuşadası) Kaymakamlığı’na, sonra İzmir Sancağı’na bir nahiye olarak bağlanmış ve en sonunda 1865’te kaza olmuştur.

Çeşme’nin tarihini incelerken Rumlardan söz etmemek olmaz. XVIII. Yy. da ilçede hemen hemen hiç Rum yokken, bir asır sonra nüfusun yarıya yakını artık Rum’dur. Rumların Ege adalarından akın akın aileleriyle birlikte Çeşme’ye gelişleri El Hac Ahmed ve oğullarının ilçeye gelip yerleşmeleriyle başlamıştır. Bu aile Mısır’dan gelirken yanında getirdiği altınları yatırıma dönüştürecek insan gücünü ilçede bulamamıştı. Dolayısıyla öncelikle Sakız’dan, fakat yetmeyince diğer adalardan Rumları getirtmek zorunda kalmıştır. XIX. Yy. sonlarında ise Rumlar artık Çeşme’de çoğunluktadırlar ve 1882’de kurulan Belediye’nin ilk başkanı da bir Rum’dur.

Çeşme’ye gelen aileler arasında çatışma ve çekişmelere rastlanmamakla birlikte, başlangıçta kaynaşma da yoktu. Bunun için yarım asırdan uzun beklemek gerekecekti. Önce, her ikisi de gemici olduklarından Mısırlılarla Eğribozlular kız alıp vermeye başladılar daha sonra Usta Haliller de içinde yaşadıklar topluma katıldılar. Ancak günlük yaşamda Rumlarla iyi ilişkiler kurulmuş olmasına karşın din farklılığından dolayı aile kaynaşması olmamıştır. Türk ve Rum gençlerin evliliğine bölgede pek rastlanmaz.

Sakızlı Türklerin Çeşmeye göçü ise oldukça uzun bir süreçtir. XIX. yüzyılın sonlarında başlayıp Mübadele’ye (1923–25) kadar dağınık bir şekilde sürmüştür. Hatta Yunanlıların 1919–22 arası Batı Anadolu’yu istila etmeleri üzerine bu göç bir aralık tersine de dönmüş, bazı aileler Çeşme’den Sakız’a gitmişlerdir. Sakızlı Türkler tarih içinde Çeşmelilerle hep ilişki içinde olduklarından göçleri bireysel ve sessiz olmuş, toplumla kaynaşmaları çabuk gerçekleşmiştir.

Çeşme’nin dışarıdan aldığı son büyük göç dalgası Mübadele sırasında Girit, Kavala ve Balkanlardan olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarına rastlayan bu kitlesel insan hareketi öyle büyük boyutluydu ki, ilçeye sonradan gelenlerin nüfusu yerli halkın üzerindeydi. Geldikleri yörelerde daha değişik kültürel, sosyal ve tarımsal yaşam süren ve ilçede ayrı ayrı mahallelere yerleştirilen bu göçmenlerin Çeşmelilerle kaynaşması da yaklaşık yarım asır kadar sürmüştür. Hatta Girit’ten gelenler için bu süreç, Türkçe bilmemeleri ve özgün kültürlerine bağlı olmaları nedeniyle daha uzun sürmüştür.

Mübadeleyle gelen göçmenlerin de dâhil olduğu ilçe nüfusu 1920’lerin ortalarında 4 bin kişiyi aşmıştır. Ancak bu kez de tersine göç başlamış, ilçe ekonomisinin yalnızca tarıma dayanması nedeniyle gençler büyük şehirlere gitmişlerdir. Bu durum 70’li yıllara kadar sürmüş, bu dönemde ilçe nüfusunda artış olmamıştır. Çeşme’nin bugünkü refah düzeyine ulaşmasının başlıca nedeni turizmdir.