ILICALILARIN  TOPLU  FOTOĞRAFLARI

 

 

Mehmet   Culum

 

 

            Ilıcalılar 58 yıl aradan sonra bir toplu fotoğraf daha çektirdi. 58 yıl hemen hemen bir insan ömrü; mahalle sakinlerinin yeniden bir araya gelmeleri niçin bu kadar gecikti? Acaba fotoğrafta bulunanların öbür dünyaya göç etmeleri mi beklendi? Yoksa her şey basit bir rastlantıdan mı ibaretti?

            Çeşme’nin sözlü tarihini derlemeye başladığım ve bulgularımı romanlarıma yansıttığım dönemde, beni destekleyen yakın çevremdeki kişilerden biri olan Emir Hasan Uysal bir bayram günü evime, elinde yukarıda gördüğünüz eski fotoğrafla çıkageldi. Amcası rahmetli Kenan Uysal’ın arşivinde unutulup gitmiş olan özgün resimden meraklıları için birkaç tane büyütmüş ve benim de beğeneceğimi düşünerek, hoş bir bayram sürprizi yapmıştı. Emir Hasan’ı ne kadar içten öptüğümü sizlere anlatamam.

           

 

1949 yılı Cumhuriyet Bayramı’nda çektirilen bu fotoğrafta ilk dikkatimi çeken dört yaşındayken, kendisini doğru dürüst tanıyamadan yitirdiğim, eski İstanbul Oteli’nin sahibi, rahmetli babam Hayri Culum (ayakta kravatlı) oldu. Gözlerimin dolmasını engelleyemedim; bir tuhaf oldum. Sen Berlinlerde, Parislerde yıllarca yaşa sonra gel 1940’larda Ilıca’ya yerleş ve yöre halkıyla böylesine kaynaş. İnsana olacak iş değilmiş gibi geliyor. Ilıca işte, insanı çekiyor.

            Sonra Mora Yenişehir doğumlu, İzmir’in ilk otelcilerinden, Ulu Önder Atatürk’le rakı kadehi tokuşturmuş, efsanevi Rasim Palas Oteli’nin kurucu sahibi rahmetli Rasim Lenger (ortada siyah paltolu) ilişti gözüme. Böyle görkemli insanlara artık rastlanmadığını üzülerek düşündüm.

            Bu anlamlı fotoğrafın bugünlere gelmesini sağlayan, geçenlerde 88 yaşında yitirdiğimiz, ünlü Sakız Pazarı sahiplerinden Kenan Uysal’ı (önde açık alınlı) hemen tanıdım da, şimdilerde yazılan kitaplara karakter olan karanfilli bakkal, ağabeyi Mehmet Uysal’ı (Bahir Mehmet lakaplı) tanımakta biraz zorlandım. Hele kucağındaki 1 yaşlarında oğlu, benim can kardeşim Bahir’i çıkartamayınca kendime çok ama çok kızdım. İnsan nasıl olur da ezeli arkadaşını bir çırpıda tanıyamaz diye hayıflandım; hem de aradan geçen yıllar onu pek değiştirmemişken.

            Fotoğrafta hemen bir lahzada sayıvereceğim daha kimler yok ki. Borsa ajanlarından Şahap Baykam (arka ortada), Ilıca’nın 30’lu 40’lı yıllarının unutulmaz ve cefakâr muhtarı Yaşar (Rasim Bey’in arkasında), Ege Pazarı’nın kurucusu, ‘zengin’ lakaplı İsmail Karababa (Hayri Bey’in sağında, kısa boylu), Zafer Kılıçoğlu, Reşat kökten, balıkçı Emin ve daha niceleri...

           

 

2007 Ağustos’unda çektirilen yeni fotoğraftaki Ilıcalıları ise tek tek saymaya hiç gerek yok; onlar her zaman her yerde rastlayabileceğiniz sıradan insanlar. Hepsi hayattalar ve sağlıklılar. Doğaldır ki, yıllar art arda devrildikçe sırası gelen öbür dünyaya göçecek, tıpkı eski resimdekiler gibi. Ne var ki, bu fotoğrafın son kopyası da yok oluncaya kadar çocukları ve torunları tarafından yüzlerine büyüteçlerle bakılacak, isimleri heyecanla yâd edilecek, belki de biraz gözyaşı dökülecek.

            Yalnızca bir kişi 58 yıl arayla Ilıcalıların çektirdiği her iki fotoğrafta da yer alıyor. Tarihe geçen bu şanslı kişi benim can kardeşim Bahir Uysal’dır. Eski resimde kendisi babasının kucağındayken (sağ başta), yeni resimde o kucağına torunu Defne’yi almış (sol başta). Dilerim 58 yıl sonra (2065’te) Ilıcalılar üçüncü toplu fotoğrafı çektirdiklerinde küçük Defne de kucağına kendi torununu almış olsun.

            Şu fotoğraflar bazen ne kadar anlamlı ve hüzün verici olabiliyor...