Kalenin Gölgesinde
ÇEŞME

1937 yılı başında Çeşme kalesinin surlarının gölgesinde işlenen gizemli cinayetin kökleri çok eskilere dayanıyordu ama sonuçları, Paris Üniversitesi’nin 68 kuşağı, iki solcu öğrencisinin aşkına kadar uzanacaktı.
Mısır’da Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın başıbozuk alayının eşkıyalıklarına dayanamayan İskenderiyeli Hacı Ahmed Ağa ailesi ile Yunanistan’ın baskılarından yılan Eğriboz Adası’ndan Tosun Ağa ailesinin yaşamları XIX. Yüzyıl başlarında Çeşme’nin dar sokaklarında kesişir.
Asırlar süren durgunluk döneminden sonra beldenin yeniden canlanmasında payı olan bu iki ailenin gençleri evlenip Müslüman Mahallesi’ne yerleşirler ve evlerinin avlusunda Sakızlı bir Rum aileyi barındırmaya başlarlar.
Aynı havayı suyu, bağı bahçeyi, evi avluyu, taşı toprağı paylaşan Türk ve Rum ailelerin ilk yıllardaki engin dayanışma ve dostluğu, çeşitli siyasi, sosyal ve tabii kişisel olayların gelişmesiyle zamanla yerini nefrete bırakır ama çocuklarının aşkını engelleyemez.
Çeşme’nin yakın tarihine ışık tutan, yöre halkı tarafından anlatılan yaşanmış ya da söylence olayları hikâye eden, Türk- Yunan dostluğu ve nefretinin tanığı olan “Kalenin Gölgesinde ÇEŞME” belleklerde yer edecek.
ALAÇATILI
“kökler, taş ev, yasak aşk…”
Alaçatı, pek doğru olmasa da, yöre halkınca bir Rum beldesi olarak bilinir. Her taş evinin kuşaklar boyu unutulmamış Rumlarla ilgili bir hikayesi, her ailesinin Rumlardan kalma kırık dökük birkaç parça eşyası vardır. Rumların Alaçatı’ya geliş gidişleri ise okyanus med cezirleri gibi abartıyla anlatılır.
ALAÇATILI “kökler, taş ev, yasak aşk…” romanı XIX. yüzyılın sonlarını da içine alan, yakın tarihimizin özgünlüğünü yitirmemiş, eşsiz mekânlarında geçer. Türk ve Rum iki ailenin aynı taş evde yaşadıkları acı tatlı olayları gerçekçi şekilde, yalın bir dille anlatır.
Rum ailenin yaşam seviyesini yükseltmek amacıyla 1890 yılında Sakız Adası’ndan Alaçatı’ya gönüllü göçü, Boşnak ailenin Balkan Savaşlarından sonra hırçınlaşan Karadağlı çetelerin baskısından kurtulmak için ilk gemi kafilesiyle nüfusunun çoğu Rum olan Alaçatı’ya zorunlu yerleştirilmesi, Rumların I. Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki yönetimince Sakız Adası’na geri gönderilmeleri, Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da Batı Anadolu’ya asker çıkarmaları ve Alaçatı’da Osmanlı yönetimine son vermeleri…
Ardından II. Dünya Savaşı günlerinde Sakız Adası’nın Alman uçaklarınca bombalanması sonucu Rumların can korkusuyla Türkiye’ye sığınmaları, yaşamları taş evde kesişen farklı kültürlerden iki gencin savaş koşullarında alevlenen yasak aşkları, Rum ailenin Kıbrıs ve İngiltere üzerinden Yeni Dünya’ya göçü ve New Yorklu avukatın Alaçatı’da köklerini araması…
Yörenin yakın tarihine ışık tutan, yöre halkınca anlatılan yaşanmış ya da söylence olayları yansıtan ve Türk-Yunan dostluğuna tanıklık eden ALAÇATILI “kökler, taş ev, yasak aşk…” akıllardan kolay silinmeyecek bir insanlık dramı.
Ege Denizi’nin mavi sularının niçin hep mavi kalması gerektiğinin hikâyesi.
AZAB AĞA
"Bir Ege hikayesi”
Bu kitapta 1909 yılında Yunanistan’ın Selanik kentine bağlı Volos kasabasından İzmir’e göç etmek zorunda kalan bir Osmanlı ailesinin serüven dolu gerçek yaşam hikâyesi anlatılmıştır.
Olaylar ve kişiler tarihteki özgün durumlarına sadık kalınarak, büyük oranda aynen yansıtılmışlardır. Ana karakterlerin isimleri değiştirilmemiştir.
Aile dışından romana girmiş yardımcı karakterler arasında çok önemli tarihi kişiliklere sahip olanlar da vardır ve herhalde okuyucu onlarla ilgili bazı anekdotları ilk kez duymuş olacaktır.
Romanın konusu Osmanlı’nın son, Cumhuriyet’in ilk yıllarında geçmektedir. Savaşlar, göçler, salgın hastalıklar arasında yok olup giden yaşamların en belirgin ortak özelliği sefalet ve yoksulluğun olmayışıdır. Aksine, hesaplanamaz bir zenginliğin ve kuralcı şehirli aristokrasinin bir nesilde kıt kanaat geçime ve kasaba burjuvalığına dönüşmesi vardır.
Umut ise hiç yitirilmemiştir…
Yalın dille, metodik fakat sürükleyici bir şekilde anlatılan “Azab Ağa” yakın tarihimizin önemli olaylarına ışık tutar.